Brezilya’da sosyal yıkım ve rüşvete karşı mücadele

Sermayeye hizmet konusunda kararlılık sergilemeye çalışan Temer, ordunun gücüyle neo-liberal politikaları uygulamaya çalışıyor. Zorbalık Temer’i kurtarır mı bilinmez, ama Brezilya işçi sınıfı ve emekçiler mücadeleden vazgeçmeye niyetli görünmüyor.

Geçen Nisan ayı ortalarında Brezilya’da başlayan kitle eylemleri, ülkenin birçok kentinde etkili oldu. 29 Nisan’da 35 milyon kişinin katılımıyla gerçekleştirilen Brezilya tarihinin en kitlesel genel grevi ile sağcı başkan Michel Temer’i uyaran işçi ve emekçiler sosyal yıkım ve rüşvete karşı mücadelede kararlılıklarını gösterdiler. Buna rağmen “reform” adı altında işçi sınıfının, emekçilerin, emeklilerin kazanımlarına saldırmakta ısrar eden rüşvetçi Temer yönetimine karşı biriken öfke, eylemlerin daha militan bir niteliğe bürünmesine vesile oldu. 

Rüşvet diz boyu

Dokuz ay önce “kamu bütçesine ait verilerde oynamalar yaptığı” iddiasıyla “sosyalist” Dilma Rousseff’i ‘parlamento darbesi’ ile görevden uzaklaştıran sermaye iktidarı, sağcı Michel Temer’i başkanlık koltuğuna oturtmuştu. Oysa Temer, ilk altı ayda rüşvet ve yolsuzlukta Rousseff’i fersah fersah geride bıraktığını kanıtladı. Kısa süre önce yayınlanan bir ses bandı, adı yolsuzlukla anılan Temer’in, milyonlarca dolar rüşvet aldığını ortaya çıkardı. 1 Eylül 2016’da göreve başlayan Temer hakkında ilk yolsuzluk iddiaları ise, geçen Mart ayında gündeme gelmişti.

Rousseff hakkında soruşturma başlatılması emrini veren eski Temsilciler Meclisi başkanı Eduardo Cunha ise, yolsuzluk nedeniyle 15 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Rüşvet skandalına sessiz kaldığı belirtilen Temer’in de rüşvet skandalına ortak olduğu anlaşıldı. Bu gelişmeler üzerine Yüksek Mahkeme, ‘adaleti engelleme’ suçlamasıyla Michel Temer hakkında da soruşturma başlattı. Bu arada Brezilya’da kabinenin üçte biri hakkında da yolsuzluk ve rüşvet soruşturması yürütülüyor.

Sağcı, rüşvetçi, neo-liberal

Sermaye çevreleri tarafından ‘darbe hükümeti’nin başına oturtulan Michel Temer, Brezilya’da sağın önde gelen isimlerinden biridir. Hakkında iki soruşturma bulunan Temer’in rüşvetçi olduğunun anlaşılması için başkanlık koltuğunda birkaç ay oturması yetti. Sermaye çevreleri işçi sınıfı ve emekçilere hırsla saldıran bu sağcı/rüşvetçi lideri desteklese de, genel grev ve militan kitle eylemleri Temer’i şimdiden köşeye sıkıştırmış görünüyor. Nitekim şimdiden Temer hükümetinin sonunun geldiğini savunanlar var.

Bir yılını doldurmadan yolsuzluk ve rüşvetle anılmaya başlanan sağcı Temer hükümeti sendikaları zayıflatmak, taşeronluk ve geçici işçiliği yaygınlaştırma, iş saatlerini uzatmak, emeklilik yaşını yükseltmek ve daha pek çok hak gaspını işçi sınıfı ve emekçilere dayatıyor. “Reform” adı altında bu sosyal yıkım saldırısını gündeme getiren Temer hükümeti, işsizliği azaltmak istediği yalanına sarılıyor. “Artık böyle yönetilmek istemiyoruz” şiarıyla alanlara çıkan işçi sınıfı, emekçiler ve gençlik Temer hükümetinin yalanlarını yutmadıklarını gösterdiler.

Sosyal yıkıma hayır, rüşvetçi hükümet istifa

Genel greve rağmen sendikaları dikkate almayacağını, “kemer sıkma politikaları”nda ısrar edeceğini gösteren rüşvetçi başkan, yeni militan eylemleri tetikledi. Dokuz sendika federasyonu, Brezilya Halk Cephesi, Korkusuzlar Cephesi gibi birleşik mücadele platformları tarafından örgütlenen eylemler, 24 Mayıs’ta doğrudan hükümeti ve Temer’i hedef almaya başladı. Hem rüşvetçi başkanı defetmek hem de sosyal yıkım saldırılarını püskürtmek için alanlara çıkan on binler, öfkelerini iktidarın sembolü olan kurumlara yönelttiler. 

Özel korumaya alınan başkanın sarayı emekçilerin öfkesinden korunsa da çok sayıda bakanlık binası ya işgal edildi ya tahribata uğradı ya da yağmalandı. Maliye Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Planlama Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Maden ve Enerji Bakanlığı emekçilerin öfkesinden nasibini alan başlıca bakanlıklar oldu. Hükümeti fiilen çalışamaz duruma düşüren emekçiler, birçok yerde polisle de çatıştı.

Emekçilerin öfkesinden korkan sağcı/rüşvetçi başkan, orduyu başkente çağırarak kendini güvenceye almaya çalıştı. Orduyu işe katarak emekçileri tehdit eden Temer, içine düştüğü aczi de gözler önüne serdi. Sermayeye hizmet konusunda kararlılık sergilemeye çalışan Temer, ordunun gücüyle neo-liberal politikaları uygulamaya çalışıyor. Zorbalık Temer’i kurtarır mı bilinmez, ama Brezilya işçi sınıfı ve emekçiler mücadeleden vazgeçmeye niyetli görünmüyor.

Düzen solu ve devrimci önderlik

Neo-liberal saldırı “sosyalist” başkan Rousseff döneminde başlatılmıştı. Ancak burjuvazi, Rousseff’in hızını yeterli görmediği için Temer’i başa getirdi. Buna tepkili olan Rousseff ve partisi kitle hareketini bir kez daha yönetimi ele geçirmenin imkanına çevirmeye hazırlanıyor. 2019’da yapılacak seçimlere hazırlanan İşçi Partisi’nin (PT) kitle hareketini hedefinden saptırıp yeniden başa geçmenin dayanağı yapmaya çalıştığına dair yorumlar var.

Sağcı başkanın bu kadar kısa sürede yıpranmasından dolayı, sermaye çevrelerinin yeniden PT lideri eski başkan Lula’yı öne çıkarmaları mümkündür. Zira Lula hem sermayeye hizmet eder hem kitle hareketinin düzen sınırları dahilinde kalmasına katkı sunabilir. Emekçiler PT’ye oy verseler de ne Lula’dan ne Rousseff’ten memnun kalmışlardı. Ancak sağcı bir küstah başkan olacağına “sosyalist” bir başkanın olmasını yeğledikleri için oylarını İşçi Partisi’ne veriyorlar.

Devrimci önderliğin siyasal alanda henüz belirgin olmadığı koşullarda, düzen solunun oynadığı bu uğursuz rol, Brezilya’da da kitle hareketinin temel handikaplarından biri olmaya devam ediyor. Militan kitle mücadelesi devrimci bir sınıf partisinin önderliğine kavuştuğunda ise bu çelişki aşılarak sınıf hareketinin önü devrimci bir zeminde açılacaktır.