AKP iktidarında açlık ordusu büyüyor

Sermaye sınıfının “demir yumruğu” olan AKP iktidarı on milyonları açlığa mahkum etmekte sakınca görmüyor. O halde her onurlu işçi ve emekçi de iktidara karşı tutumunu belirlerken, bu gerçeği göz önünde bulundurmakla yükümlüdür.

Sömürü ve eşitsizlik temeline dayalı kapitalist sistemin olmazsa olmazlarından biri, insanların azımsanmayacak bir kısmının açlık çekmesidir. Bu sayı kimi dönemler nispi olarak azalsa da, kapitalizm var olduğu günden bu yana açlık vebası insan soyunun yakasını bırakmamıştır.

Kapitalizmin metropolleri olan emperyalist ülkeler dışta tutulursa, açlığın uğramadığı ülke yok gibidir. Orta düzeyde gelişmiş kapitalist ülkelerden biri olan Türkiye de açlık belasının eksik olmadığı ülkelerden biridir.

***

Kapitalist sistemde gelir dağılımının adil olması imkansızdır. Çünkü üretim araçlarının özel mülkiyetini elinde bulunduran kapitalistlerin kâr hırsı hiçbir koşulda buna izin vermez. Uzlaşmaz sınıf çatışmalarının kaynağı da sömürü ve gelir dağılımındaki eşitsizliktir. Burjuvazi emekçilerin kazanımlarını ortadan kaldırmak için çaba sarf ederken, işçi sınıfıyla emekçiler ise, daha insanca bir yaşam için kendileri tarafından üretilen artı-değerden aldıkları payı büyütmek için mücadele ederler. Mücadele zayıfladığında hak kayıpları da artar. Tıpkı 2018 Türkiye’sinde olduğu gibi…

Krizle birlikte emekçilerin artan kayıpları, Türkiye’de açlar ordusunun rakamlarını akıl almaz boyutlara ulaştırmıştır. Tüketici Hakları Derneği’nin (THD) 16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde yayınladığı rapor tablonun vahametini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

THD raporunda şu çarpıcı bilgiler de yer aldı; “…büyük bir kitle yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenebilecek gelir düzeyine sahip değil. Ne yazık ki Türkiye’de tüketicilerin yüzde 20'si, yani 16 milyondan fazla insan açlık sınırının altında yaşamaktadır. Nüfusun yüzde 60’tan fazlası, yani 48 milyon insan da yoksulluk içindedir...” 

***

Tablonun bu kadar vahim olması ve günden güne kötüleşmesi bir tesadüf mü? Elbette değil!

Kapitalist sistemde bir sınıfın kazanımı diğer sınıfın zararını zorunlu kıldığı için, sınıflar mücadelesinin düzeyi, çoğu zaman gelirden alınan payı da belirler. İşçi sınıfı en ağır koşullarda bile daha insanca bir yaşam için mücadele eder. Kapitalistler ve onların iktidarı ise, bu mücadeleyi pasifize etmek, yozlaştırmak, olmazsa şiddet araçlarını kullanarak bastırma yoluna gider. Tıpkı AKP rejiminin kolluk kuvvetlerini hakları için direnen 3. havalimanı işçilerine saldırtması ve onlarcasını tutuklaması örneğinde olduğu gibi.

***

Vurgulamak gerekiyor ki, din bezirganlığı yapan AKP iktidarı ilk günden itibaren işçi sınıfının kazanımlarını ortadan kaldırmak için sistemli ve sinsi bir politika izledi. Yani bu iktidar milyonların açlık çekmesinden iki kere sorumludur. Hem krizi derinleştiren politikalar izledi hem işçi sınıfının hak arama mücadelesini baltaladı. Başta grev yasaklar olmak üzere, hak arayan işçilere saldıran bu “yerli/milli” iktidarın şefleri hem kendi kasalarını doldurdular hem kapitalistlerin servetlerine servet katmalarını sağladılar.

Sermaye sınıfının “demir yumruğu” olan AKP iktidarı on milyonları açlığa mahkum etmekte sakınca görmüyor. O halde her onurlu işçi ve emekçi de iktidara karşı tutumunu belirlerken, bu gerçeği göz önünde bulundurmakla yükümlüdür.