Krize, baskıya, sömürüye karşı; devrimci sınıf mücadelesini büyütelim!

Sermaye sınıfı, tek adam rejimi altında susturulmuş bir toplumda, bu kriz sürecini işçi ve emekçilere fatura ederek atlatmak, krizi fırsata çevirerek servetlerini büyütme hesabı yapmaktadır. Ancak bu faturayı “81 milyona” yıkma hesabı sorunsuz işlemeyecek, bunun siyasal sonuçları da olacaktır.

Sermayenin sınıf egemenliği temelde baskı ve zorbalık üzerine kuruludur. Özellikle kapitalizmin genişleme dönemlerinde, sosyal mücadelelerin basıncı ve başka etkenlerle burjuva demokrasileri hayat bulabilmiştir. Ancak bugün bunun sınırlarına dayanılmış, demokratik ilkeler, hak ve özgürlükler düzenin egemenleri için ayak bağı haline gelmiştir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde faşizmin yükselen sesleri bunu anlatmaktadır. Zira kapitalizmin derinleşen krizi dünyanın dört bir yanında kendini göstermekte, buna yönelen mücadeleleri boğmak için baskı ve zorbalık tırmanmakta, polis devleti uygulamaları yaygınlaşmaktadır.

Türkiye’nin sermaye düzeni de bu tablodan bağımsız değildir. Tek adam rejimiyle çok yönlü bir krizle boğuşan düzen gemisi yürütülmeye çalışılmaktadır. Kürt halkına ve tüm toplumsal muhalefete yönelik baskılar, yasaklar, gözaltı-tutuklama saldırıları boyutlanmaktadır.

2015’ten beri fiilen kurulan bu yeni rejime, referandum ve son genel seçimler yoluyla hukuki “meşruiyet” kazandırılmaya çalışılmıştır. Ancak bu tek adam rejimi toplumun küçümsenemeyecek bir kesimine kabul ettirilememiştir. Toplumsal rızanın alınmadığı koşullarda zor yoluyla “rıza” alınmaya çalışılmakta, devlet terörü eksik edilmemektedir. OHAL görünürde kalkmış olsa da, ölümü gösterip sıtmaya razı edercesine “kalıcı OHAL hukuku” devrededir. Bu tablo siyasal kriz dinamiklerini büyütmektedir.

Bugünden ağır sonuçlarını ortaya koyan ekonomik kriz ise önümüzdeki dönemde daha da ağırlaşacaktır. Sermaye sınıfı, tek adam rejimi altında susturulmuş bir toplumda, bu kriz sürecini işçi ve emekçilere fatura ederek atlatmak, krizi fırsata çevirerek servetlerini büyütme hesabı yapmaktadır. Ancak bu faturayı “81 milyona” yıkma hesabı sorunsuz işlemeyecek, bunun siyasal sonuçları da olacaktır.

Ekonomik krizin derinleşmesi ve bunun işçi ve emekçilere yoksulluk, işsizlik, hak gaspları olarak yansıması tepkileri çoğaltacaktır. Ekonomik krizin neden olduğu tepkilerin Erdoğan’ın etkilediği kesimlerde de artması olasılığı sermaye devletini fazlasıyla rahatsız etmektedir. Zira, işçi ve emekçiler krizin etkilerinden kendilerini korumak için istemler ileri sürdükçe, devlet terörü ile daha çok karşı karşıya geleceklerdir. Öte yandan, kitlelerin bilincini manipüle etmek adına, dinsel ya da milliyetçi duyguları kışkırtan yapay gündemlerin devreye sokulması gibi algı yönlendirmelerinin de bir sınırı vardır.

Sermeye devleti bu gerçeği de hesaba katarak hareket etmektedir. İşçilerin ve emekçilerin en ufak bir hak arama eylemine dahi tahammül edilmemekte, gözdağı niteliğinde saldırılar gerçekleştirilmektedir. Havalimanı işçilerinin tutuklanması, Greif direnişçilerine 4,5 yıl aradan sonra açılan dava, Metal Fırtına’da direnen işçilere ve MİB’e yönelik hapis cezaları da göstermektedir ki, işçi sınıfı daha doğrudan hedef alınmakta, gelişecek tepkilerin örgütlü kanallarla buluşması baştan engellenmek istenmektedir. 

Mevcut tablo sınıf mücadelesinin önümüzdeki dönemde daha da sertleşeceğine işaret etmektedir. Bu sürece hazırlanma, işçi ve emekçilerde oluşan tepkileri örgütlü hale getirme görev ve sorumluluğuyla hareket edilmelidir. Baskı ve zorbalığın, aldatıcı algı yönlendirmelerinin işlevsiz hale getirilmesi işçi ve emekçilerin bağımsız sınıf çıkarlarının farkına varmaları ve bu eksende örgütlenmeleriyle sağlanabilir. Devrimci sınıf mücadelesinin büyütülmesi başta sınıf devrimcileri olmak üzere ilerici-öncü tüm işçi ve emekçilerin görevidir.