Sermayenin 2019 yılı için “yüksek beklentisi” ve kaygıları

“2019 Yılı Türkiye Ekonomisi” başlıklı konferansta, ekonomistler Türkiye kapitalizminin krizini değerlendirdi, TÜSİAD 2019 yılı için “yüksek beklentileri”ni açıkladı.

Koç Üniversitesi ile TÜSİAD’ın işbirliğiyle oluşturulan “Ekonomik Araştırma Forumu” tarafından “2019 Yılı Türkiye Ekonomisi” başlıklı konferans dün düzenlendi. Konferansa, TÜSİAD sermayedarlarının ve ekonomistlerinin yanı sıra ekonomi yazarı Uğur Gürses, akademisyen Prof. Selva Demiralp ve Hazine Bakanlığı eski müsteşarı Mahfi Eğilmez de katıldı. Türkiye kapitalizminin içerisinde bulunduğu krizin farklı yönleriyle ortaya koyulduğu konferansta, sermayenin 2019 yılı beklentileri ve kaygıları üzerinde duruldu.

TÜSİAD’ın beklentileri ve “5 öneri”si

Konferansın açılışını yapan TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, sermaye açısından zorlu geçtiğini söylediği 2018’den sonra 2019 için büyük beklenti içerisinde olduklarını dile getirdi. “Bu yüksek beklentilerin gerçekleşmesi için ekonomimizin bir çıpaya ihtiyacı var. Bu çıpa, güçlü kurumlar ve kural temelli politika yapımıdır” diyen Bilecik, “güçlü ekonomi için 5 öneri” diye sıraladığı başlıkların ilkinde de aynı vurguda bulundu. Ayrıca “serbest piyasa ekonomisinden taviz verilmemesi”, “yatırım ortamının iyileştirilmesi için hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı” maddelerinin yer aldığı “5 öneri”den diğerlerini, “Yapısal reformlar ile ekonomimizin verimliliğinin ve rekabet gücünün arttırılması” ile “AB ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve Gümrük Birliği’nin modernizasyonu” oluşturdu.

Borçluluk, kredi krizi ve “ahlaki çöküntü”

Sermayenin “reel sektör” kesiminin geçmişle kıyaslanamayacak seviyedeki borçlarına dikkat çeken ekonomist Uğur Gürses, ciddi bir kredi krizi yaşandığının altını çizdi. 2001 krizinde “Anadolu sermayesi”nin bu kadar borçlu olmadığını, reel sektörün 10 yıl öncesine göre de yüzde 35 daha fazla borçlu olduğunu belirten Gürses “Nisan’dan bu yana bankacılık kesiminde mevduat azalıyor. Bankacılık kesimine baktığımızda 20 milyar dolar çıkış oldu. Bu para borç ödemeye gitmiş olabilir, yastık altına konmuş olabilir, yurtdışına gitmiş olabilir. Faiz artışı bile dönüşü sağlayamadı” dedi. Karşılıksız çeklerin sonradan ödenme durumunun yüzde 30’lardan yüzde 5’e düştüğünü aktaran Gürses, ekonominin “ciddi bir kredi krizi” ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

AKP iktidarının “önlemlerinin” yetersizliğine de işaret ederek “Ekonomi politikası ‘bize bir şey olmaz’ şiarı ile yürütülüyor” diyen Gürses, krizi “suların çekilmesi”ne benzeterek ekonomi yönetimini “Sular çekildi ve biz mayosuzuz” diye eleştirdi. Ayrıca Merkez Bankası’nın son yıllardaki yetersiz müdahalelerine değinen Gürses, vergi indirimi ve borç aflarının “seçim yatırımı” olduğunu, “piyasa dışı önlemler”in yaygınlaştığını belirtti. Bu durumu “ahlaki çöküntü” olarak değerlendiren Gürses, hukukun üstünlüğü ve adaletin kaybedilmesi nedeniyle “mülkiyet kaygısı” bulunduğuna da işaret etti.

Reel sektör krizde, bankacılık da etkilenecek”

Mahfi Eğilmez, talepteki gerilemeye dikkat çektiği konuşmasında, ekonominin 4. çeyrekte ve 2019 yılında da ilk 6 ayda küçülmesini beklediğini ifade etti. Türkiye kapitalizminin reel sektör krizi içerisinde olduğunun altını çizen Eğilmez, bunun bankalara da yansıdığını ifade ederek bankacılık sektörünün bu krizden kendisini kurtarmasının çok zor olduğunu dile getirdi. AKP iktidarının ekonomideki “kuralsız hamlelerini” eleştiren Eğilmez, “Bir ülke, vatandaşına yabancı parayla tahvil satar mı? Bu ciddi bir hukuk hatası. Kredi kartlarına gelen aflar kalıcı etkiler yaratıyor. İnsanlar ödememeye başlıyor. Bir İngiliz atasözü ‘kurallar ahmaklar uysun diye yapılır’ der. Hepimiz ahmak yerine konuluyoruz. Hukuk ve eğitim sistemini düzeltmediğiniz sürece ekonomiyi düzeltemeyiz” diye konuştu.

Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde akademisyen Prof. Selva Demiralp ise Türkiye kapitalizminin gidişatını yoldan çıkan arabaya benzeterek önce direksiyon hakimiyetinin kazanılması gerektiğini öne sürdü. “Bu kadar yüksek döviz borcu olan Türkiye’de kur şokunun şirketleri ne kadar etkilediğini bilmiyoruz” diyen Demiralp, Merkez Bankası’nın önceliğinin faizleri düşürmek değil, enflasyonu düşürmek olması gerektiğini belirtti.