Tutsaklarla beraber tutsak yakınları da cezalandırılıyor

Hapishanelerde tecriti derinleştirmek, dolaysız olarak dışarıyı da hücreleştirerek, insanları kendi hapishanesinde tecrite mahkum ediyor. Hapishanelerde tecriti derinleştirme saldırısı dışarıda betondan olmasa bile tecrit duvarlarını kalınlaştırıyor.

Sermaye devleti hapishanelerde tutsaklara ceza vermekle yetinmiyor, tutsak yakınlarını da cezalandırıyor. Bir insanın keyfi gerekçelerle tutsak edilmesi, yalnızca o kişiye değil, aynı zamanda psikolojik olarak onun anne, baba, kardeş, eş vb. yakınlarına da uygulanan bir cezadır. Bu kadarı yeterli görülmediğindendir ki tutsak yakınlarına tutsaklara yapıldığı gibi disiplin cezaları niteliğinde cezalar veriliyor. Özellikle OHAL sürecinde ve sonrasında bu tür cezalarda belirgin bir artış oldu.

19 Aralık 2000 saldırısından sonra açılan hücre hapishanelerinde görüş 1 saate düşürüldü. Yalnızca tutsağa değil, görüşçüsüne de yasal görüş süresi 1 saatle sınırlanmış oldu. Ama hücre hapishanelerinde 1 saat görüş bile hiç gerçekleşmedi.

Gerçekleşen en uzun görüş süresi 45-50 dakikayı geçmiyor. Genelde 30 dakika olan görüş, kimi zaman 15 dakikaya bile düşüyor. Bunun nedeni ise tutsak yakınlarının üstlerinin aranmasının işkenceye dönüştürülmesidir. Hapishane idarelerinin personel yetersizliği gibi bahaneleri her zaman hazırda tutuluyor. Ama işkenceye dönüştürülen arama vb. dayatmalardan kaynaklı görüş süresi kısalıyor.

Eskişehir H Tipi Hapishanesi’nde kaldığı sırada Cemil İvrendi’nin görüşüne gelen kızı Dilan İvrendi çıplak arama dayatması üzerine İHD Mersin Şubesi’ne başvurmuştu. Mersin’den Eskişehir’e babasının görüşüne giden Dilan İvrendi’ye gardiyanlar çıplak arama dayatmasında bulundu.

Aramayı kadın gardiyanlar yapsa da sürekli açılıp kapanan kapı yüzünden askerlerin ya da erkek gardiyanların onları görme ihtimali olduğu gibi, bu ihtimal gerçekleşiyor da. Bu, insan onurunu ayaklar altına almaya yönelik bir saldırıdır esas olarak.

Bu dayatmayı aileler neden kabul ediyor? Çünkü şehirden şehire saatleri bulan yol çilesinden sonra evladını, annesini, babasını, kardeşini, eşini görmeye gelen bir tutsak yakını, görmeden gitmeyi göze alamıyor.

Tutsak yakını görüşe gittiği yer yakın olsa bunu göze alır, haftaya görürüm der. Ama saatlerce yol çilesinden sonra, haftaya yine gelirim diyemiyor. OHAL ve sonrasında hapishanelerde yaşanan sürgünlerin amaçlarından biri tutsak yakınlarını bu tür dayatmalara mecbur bırakmaktır.

Sürgün, hem tutsaklara hem tutsak yakınlarına bir saldırı

OHAL ve sonrasında tutsakların sürgün edilmesi neredeyse Türkiye hapishaneleri toplamında günlük bir saldırı haline geldi. Bir ay içinde iki üç kere art arda sürgün edilen tutsaklar var. Bunun yanı sıra, ilk tutuklandıkları anda, ailesinden ve hatta yargılandıkları ilden kilometrelerce uzağa konulan tutsaklar var. İyi bilinen bir örnek olarak Selahattin Demirtaş Edirne Haspishanesi’nde, davaları ise İstanbul ve Ankara’da. Diyarbakır Belediye Başkanı Gültan Kışanak Kocaeli Kandıra Hapishanesi’nde. Kışanak Diyarbakır’da yargılanıyor ve ailesi Diyarbakır ile Malatya’da yaşıyor.

Ailesine yakın bir hapishaneye sevk için açlık grevine giren ve kazanan öğretmen Meral Dönmez Tarsus Hapishanesi’ndeydi, ailesi ise İstanbul’da.

Van Hapishanesi’ne sürgün edilen Rabbena Hanedar ve Murat Kaymaz’ın aileleri de İstanbul’da.

Özellikle Kürdistan’daki hapishanelerde kalan tutsaklar, başta Karadeniz hapishaneleri olmak üzere kilometrelerce uzaktaki hapishanelere sürgün edildiler. Sürgün, tutsaklara yönelik başlıca saldırılardan biridir. Sürgün edilirken fiziki işkencenin yapılmadığı tutsak yok gibi. Yolda yapılan işkencenin yanı sıra, tutsağın sürgün edildiği hapishanede başta çıplak arama dayatması olmak üzere fiziki işkence yapmak için çeşitli bahaneler üretiyor hapishane idareleri.

Üstelik sürgünler, “baskın sürgün” şeklinde oluyor. Gece yarısı bile hücreleri basılıp terlik ve eşofmanla sürgün edilen tutsaklar var.

Diyarbakır’dan Kandıra’ya borç harç ayda yılda bir gelebilen bir anaya uygulanan ve insanlık onurunu ayaklar altına alan dayatmalar o ana şahsında toplumadır.

Ailelere görüş yasağı

Son olarak Silivri Hapishanesi’ndeki Özgür Mustafa Mulla’nın annesi Hanife Köseoğulları’na 2 ay görüş yasağı verildi. Anneye görüş yasağı verilmesinin nedeni, oğluna yapılan işkenceye sessiz kalmayıp, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” sloganını atmasıydı. Yani ailelerin hapisteki tutsaklara işkence yapılmasına karşı sessiz kalması isteniyor. Bir ana olarak insani bir refleks göstermek bile görüş yasağının nedeni oluyor.

Hanife Köseoğulları “Ben anayım, evladımın nefesi biraz azalsa benim nefesim kesiliyor” diyor. Oğluna yapılan işkenceye sessiz kalmadı Köseoğulları. Ona verilen görüş yasağına da sessiz kalmadı. Oğlunu asla yalnız bırakmayacağını yürekten söylüyor.

Tecrite karşı sessizlik herkesi hapishane içine alıyor

Hapishanelerde tecriti derinleştirmek, dolaysız olarak dışarıyı da hücreleştirerek, insanları kendi hapishanesinde tecrite mahkum ediyor. Hapishanelerde tecriti derinleştirme saldırısı dışarıda betondan olmasa bile tecrit duvarlarını kalınlaştırıyor.

Hapishanelerde telefonda tekmil dayatmasıyla telefon görüş hakkının gasp edilmesi, keyfi olarak verilen mektup ve görüş yasakları tutsaklara uyguladıkları tecriti daha fazla derinleştirmek içindir. Bu saldırıya karşı sessiz kalmamak gerekiyor. Sadece tutsak yakınları ya da örgütlü olanlar değil, kendine insanım diyen kimse sessiz kalmamalı.