MİB MYK Ekim Ayı Toplantısı Sonuç Bildirgesi: Zorlu geçecek kışı bahara çevirmek ellerimizde!

Metal İşçileri Birliği Merkezi Yürütme Kurulu (MİB MYK) olarak Ekim ayı toplantısının sonuçları...

Metal İşçileri Birliği Merkezi Yürütme Kurulu (MİB MYK) olarak Ekim ayı toplantımızı gerçekleştirdik.

Toplantıda gündemdeki bir dizi konuya dair kapsamlı tartışmalar yürüterek sonuçlar çıkardık. Çıkardığımız sonuçları başlıklar halinde paylaşmak istiyoruz:

Krizin faturasını ödemeyeceğiz!

1. Derinleşen ekonomik krizin faturası öngördüğümüz gibi işçi sınıfına ödetilmek isteniyor. Toplantıda hem genel veriler hem de yerellerden gelen bilgiler ışığında mevcut tablo değerlendirildiğinde bu faturanın boyutları aşağı yukarı şöyledir:

- İlk olarak bugüne kadar hep yapıldığı gibi işçilerden ve emekçilerden vergi ve benzeri yollardan kesilmiş kaynaklar sermayeye oluk oluk aktarılmaya devam ediliyor. Bu bakımdan İşsizlik Fonu bir kez daha başı çekiyor. Biz daha da yoksullaşırken patronlar krizi fırsata çeviriyor.

- İkinci olarak AKP iktidarı, açıklanan “Yeni Ekonomi Programı” gibi planlarda açıkça vurgulandığı gibi patronların bitmeyen rüyası kıdem gibi elimizde kalan son hak kırıntılarını da gasp etmeyi hedefliyor.

- Üçüncüsü birçok fabrikada kazanılmış sosyal hakların, ikramiye ve benzeri hakların tırpanlanması gündemde. Bu gasplar “fedakarlık” adı altında işçilere yutturulmaya çalışılıyor. Toplu sözleşme sürecinde bulunan fabrikalarda patronlar eriyen ücretlere zam yapmaya yanaşmıyor.

- Dördüncüsü bir dizi fabrikada ücretsiz izinler, başka birçok fabrikada ise yoğun işçi kıyımları söz konusu.

- Beşincisi bu büyük kıyımların yanında parasını yine İŞKUR’un verdiği işten atma garantili binlerce işçi de kölece şartlarda sömürülmeye devam ediyor.

- Altıncısı işçi sınıfını işsiz, güvencesiz ve sefalete mahkum bırakan sermaye sınıfı ve uşağı AKP öte yandan bir dizi şovla üzeri kapatılsa da, temel tüketim maddelerine konulan yüksek oranlı zamlarla halkı eziyor. Yüzde 24’leri bulan resmi enflasyon rakamları karşısında şu an asgari ücret tam olarak sadaka ücreti olarak adlandırmayı hak ediyor.

2. İşçi sınıfımız bu denli kapsamlı saldırılarla yüz yüze bulunuyorken, sendikalarımız koltuklarında oturan yönetimler eliyle yokları oynuyor. Bir kısmı da zaten aktif biçimde sermaye ve iktidarın işçi düşmanı politikaları allayıp pullayıp bizlere yutturmak için çalışıyor.

Türk-İş ve onun şu an belkemiğini oluşturan iş kolumuzdaki patron uşağı Türk Metal şebekesi açık ve net biçimde patronların safında. İşçilerin zorlamasıyla birkaç iş yerinde hak gasplarına karşı yapılan eylemlerin yanında zoraki saf tutmakla birlikte gerçekte patronlar ve AKP ne istiyorsa öyle davranıyor bu işbirlikçiler. İşçi kıyımlarına, zamlara, hak gasplarına karşı sessiz ve seyirciler.

Bunların silik kopyası Çelik-İş yönetimi de aynı yolda ilerliyor. Lüks arabalara binip şatafatlı törenlerde boy gösteren genel merkez yöneticileri şimdiden pek çok fabrikada faturanın işçilere kesilmesini onayladılar. Güya “işçi atılmasın” bahanesiyle, pek çok kazanımın bir çırpıda tırpanlanmasına göz yumdular. Termo Teknik ve Temsa gibi fabrikalarda yaşanan kıyımlara dair tek bir söz etmediler. MMK’daki hak gasplarını itirazsız onayladılar.

Krizin faturasına karşı mücadele iddiasında olan Birleşik Metal-İş yönetiminde ise bir kez daha pratikte bir güçlü karşı koyuş göremedik. Pek çok durumda açıklamalarla yetinip bir orta yol bulmaya çalıştılar. Böylelikle de en sonunda işçilerin kaybettiği bir tablonun yaratılmasına ortaktırlar.

Milyonluk arabalarıyla şu sıralar medyanın gündeminde olan sendika beylerinden bu süreçte de işçi sınıfı için bir şey yapmalarını elbette beklemiyoruz, yapacaklarına da inanmıyoruz.

Hep vurguladığımız gibi, işçiler tabandan, el ele omuz omuza verip kendi kararlarını kendileri alacak ve uygulayacaklar. Böylelikle birleşe birleşe bu sendika beylerini de sırtlarında atacaklar. Aksi halde biz acı ve yıkım altında inlerken bu sendika beylerini patronlarımızla birlikte zengin etmeye devam edeceğiz.

3. Krizin faturasının işçi sınıfına ödetilmesine karşı “Krizin faturasını patronlar ödesin!” diyoruz. Bu temelde birleşik ve kararlı bir sınıf mücadelesinin şart olduğunu vurguluyoruz. Bu mücadele tek tek fabrikalarda hak gasplarına ve kıyımlarına karşı kararlı bir direniş çizgisini gerektiriyor. Hak gaspları ve işçi kıyımları kabul edilmemeli, direnilmelidir.

Bununla birlikte ise sadece bir savunma çizgisinde direnerek sonuç almak mümkün değildir. İşçi sınıfı talep etmeyi asla bırakmamalı, dahası krizin halihazırda daha ağır biçimde işçi sınıfına yüklendiği bir ortamda, kapitalistlerin geçmişten bu yana hep kazandığı bir düzende faturayı kapitalistlere ödetecek net taleplerle çıkılmalıdır.

Daha önce de ifade etmiş bulunduğumuz gibi MİB olarak buna karşılık 4 ana talebimiz var:

- İşten atmalar yasaklansın!

- Tüketim maddelerine yapılan zamlar geri alınsın!

- Ücretler günün şartlarına göre yükseltilsin!

- İşçilerden alınan vergiler düşürülsün, kapitalistlere servetlerine göre artan oranlı vergi alınsın!

Bu talepler etrafında kararlı bir mücadelenin sürdürülmesi bugün çok daha fazla gereklidir.

4. Bu ana taleplere bağlı olarak, “Asgari ücrete Ocak ayı beklenmeden günün şartları dikkate alınarak zam yapılsın!” olarak özgülleştirdiğimiz talebimiz bugün özellikle öne çıkarılmalıdır. Fahiş zamların ücretleri pula çevirdiği bugünkü koşullarda işçi sınıfı yoksulluğun karanlık kuyusuna mahkum edilmiştir. Bunun için bu acil ve yakıcı talebi daha güçlü ve daha gür bir şekilde ortaya koymalıyız.

Ayrıca tek tek fabrikalarda ücretlerde iyileştirme yapılması, toplu sözleşmelerin işçi lehine revize edilmesi taleplerini de aynı derecede öne çıkarabilmeliyiz.

5. Kriz kapsamında sınıfımızı aydınlatmak, örgütlemek ve direnişe çekmek genel görevleri kapsamında çalışmalarımız devam edecektir.

Bilgilendirme toplantıları, paneller, saldırılara karşı mücadele, taleplerimizi ortaya koyacak eylemli mücadeleleri örgütlemeliyiz.

Daha özelde ise birlik olarak krizin fabrikalardaki tablosunu çıkaracak bir rapor hazırlayacağız.

Toplam çalışmamızda kullanılmak üzere bir kriz broşürünü hazırlayıp kullanıma sunacağız.

EMİS Grup Sözleşmesinde taslak revize edilmeli!

İçinde bulunduğumuz bu dönemde EMİS Grup Sözleşmesi metal patronlarıyla işçilerin karşı karşıya geldiği özel bir mücadele gündemidir.

Kendisinden sonraki mücadeleleri de etkileyecek olan bu grup sözleşmesi sürecinde uyuşmazlık tutulmuş, arabuluculuk aşaması başlamıştır. Anlaşmazlık özellikle ücret maddesi üzerindedir. Birleşik Metal-İş Sendikası taslağında ilk altı ay için 2.65 TL talep edilmektedir. Buna karşılık EMİS yüzde 16 teklif etmektedir. Kuşkusuz EMİS patronlarının bu teklifi sadaka zammı dayatmasından başka bir şey değildir, kabul edilemez. Fakat öte yandan da Birleşik Metal-İş’in taslağı da kriz ve artan enflasyon karşısında oldukça düşük kalmıştır. Bunun için günün şartlarına göre revize edilmelidir.

Öte yandan krizin faturasını işçi sınıfına ödetmek isteyen sermaye sınıfına karşı EMİS kapsamındaki mücadele sınıf mücadelesinin geleceği açısından önemlidir. Özellikle grev yasaklarının artık olağanlaştığı bir durumda grev yasaklarını da göğüsleyecek net bir mücadele perspektifiyle somut bir plan oluşturulmalıdır. Grev yasakları fiili mücadeleyle aşılmalıdır. Önceki dönemde olduğu gibi göstermelik bir “yasağı tanımıyoruz” tavrı yerine sonuna kadar fiili grevi sürdürecek bir bilinç ve kararlılık ortaya konulmalı, bugünden saflar buna göre hazırlanmalıdır.

Bu mücadele böylesine sert ve önemli olduğuna göre EMİS kapsamındaki işçi kardeşlerimizle dayanışmayı büyütmek günün önemli görevlerindendir. Bu kapsamda sendika ayrımı yapmadan dayanışma içerisinde olmak tüm metal işçisinin görevidir.

MYK olarak EMİS kapsam dahilindeki işçi kardeşlerimizin mücadelesinin sonuna kadar yanında olacağımızı duyururuz.

Baskılara ve tutuklamalara karşı işçi kardeşlerimizin yanındayız!

Geçtiğimiz haftalarda son derece haklı taleplerle ayağa kalkan 3. Havalimanı inşaatında çalışan işçi arkadaşlarımızın direnişi acımasızca bastırılmış, onlarca işçi kardeşimiz de tutuklanmıştı. AKP iktidarının bu tutumu, işçi sınıfına yönelik bir gözdağıdır. 24 Haziran seçimlerinin ardından kurulan tek adam yönetiminin gerçekte sermayenin demir yumruğu olduğunun ispatıdır.

Bu aynı haftalar içerisinde 2013 yılında fabrika işgaliyle büyük bir direniş destanı yazan Greif işçilerine de yıllar sonra dava açılmıştır. 191 işçi haklı mücadelelerinden dolayı yargılanmak istenmektedir.

Bu iki olay işçi sınıfına yönelik artacak yeni bir faşizan döneminin başlangıcı sayılmalıdır. Dolayısıyla bu hamlelere karşı verilecek cevap son derece önemli ve hayatidir. Eğer güçlü bir cevap verilirse sermayenin demir yumruğuna “dur” denecek, duvar örülecek, ya da bugün bunları yapanlar daha da cesaretlenecek ve bundan sonra işçi sınıfı ayağa kalktığı her durumda anında acımasızca ezilecek.

Bunun için saldırılara karşı sınıfımızın ortak dayanışmasını güçlendirmeliyiz. Tutuklanan 3. havalimanı işçilerinin derhal serbest bırakılmasını talep edeceğiz. Bunun için mücadeleyi yükselteceğiz. Greif işçilerine destek vereceğiz, bu kapsamda öncelikle 12 Kasım’daki ilk duruşmaya katılacağız.

Son derece zorlu ve kritik bir süreçten geçerken, zorlu bir kışa hazırlanırken bugün vereceğimiz mücadelenin geleceğimizin şekillenmesinde belirleyici öneme sahip olduğunu bilerek tüm işçi arkadaşlarımızı ve mücadele yoldaşlarımızı omuz omuza vermeye çağırıyoruz.

Metal İşçileri Birliği Merkezi Yürütme Kurulu