Türk Metal ve patron işbirliği klasiği

Sendikaları bu bürokratlardan temizlemek ve gerçek birer mücadele aracına dönüştürmek işçi sınıfının bugünkü ilk görevlerinden biridir. Bunu başarabilmenin yegane yolu ise işçilerin söz-yetki-karar hakkına sahip oldukları taban örgütlülüklerine yaslanarak, sendikaları yeniden sınıf sendikacılığı anlayışına kazanmalarıdır.

Türkiye’de işsizler ordusu katlanarak büyümeye devam ediyor. Açıklanan yeni verilere göre son 6 ayda işten atılanların sayısı 1 milyona yaklaştı. Her 4 gençten birinin işsiz olduğu ülkede patronlar ekonomik krizin ağır faturasını işçilere ödetiyorlar. Krizi gerekçe gösteren sermayedarlar şu ana kadar kitlesel işçi kıyımları gerçekleştirdiler. Özellikle kadın işçiler, kadrolu, yüksek maaş alan ya da sendikalı işçiler kapı önüne koyuluyor. Ekonomik krizi her yönüyle fırsata çeviren sermaye devleti esnek ve kuralsız çalışmayı yaygınlaştırdı. Ocak 2019 verilerine göre her 100 işçiden 86’sı sendikasız iken, örgütlü fabrikaların çoğuna da sendikal bürokrasi hâkim. Kapitalistlerle işbirliği içerisinde olan bu bürokrat takımı işten atma saldırıları esnasında isim listeleri hazırlıyorlar.

İhanetçi şebekenin başını çekenlerden biri olan Türk Metal çetesi birçok fabrikada patronlarla anlaşarak işten atılacak işçileri belirliyor. En yakın örnek olarak Tuzla’da kurulu Anadolu Yakası Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Akım Metal fabrikası gösterilebilir. A Grup’a bağlı Akım Metal, Akplas ve Aksem fabrikaları beyaz eşya ve otomotiv sektörüne üretim yapıyor ve bu fabrikalarda Türk Metal yetkili. İŞKUR üzerinden kullan-at işçilik modelinin uygulandığı bu fabrikalarda, yönetimin uzun zamandır kıyım yapma hesapları var. İlk olarak gönüllü çıkış yolunu gösteren patronun 100’e yakın işçinin işine son vereceği söyleniyor. İşçilerin aktardıkları bilgiye göre işten atılacakların listesi Türk Metal ile birlikte hazırlandı.

2018 yılının Kasım ayında Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde Koç Holding’e bağlı Aygaz’da, Sinan Duman adlı işçi Türk Metal ve yönetim ortaklığıyla işten atılmıştı. Türk Metal, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının gasp edilmesine ön ayak olmuştu. Bu hakların gaspı için 5 işçiye yalancı şahitlik teklif etmişti. Aynı şekilde Temmuz ayında onlarca işçi işten atılmış, Çağdaş Çınar adlı işçi fabrika önünde direniş başlatmıştı. Türk Metal temsilcileri Çınar’ın işten atılmasına sebep oldukları gibi direnişe de saldırmışlardı.

Bu son iki örnek haberlere yansıyan ve yakın tarihte yaşananlar. Ancak MESS uşağı Türk Metal’in sayısız ihaneti mevcut.

2015 yılında Çerkezköy’de bulunan Hema Döküm’de, Bursa’da direnişte olan sınıf kardeşlerine destek veren 7 işçi yine Türk Metal’in yönlendirmesi ile işten atılmışlardı. Aynı fabrikada Türk Metal-patron işbirliğinde daha önce de işçi kıyımları yaşanmıştı.

2015 yılında metal işçilerinin kopardığı fırtına sonrasında Türk Metal’in geçek yüzü kitleler nezdinde teşhir olmuştu. Sendika ağalarının özellikle çete mantığıyla hareket edip saldırılar düzenlemeleri karşısında metal işçileri ayağa kalkmıştı. Direniş süreci boyunca gerek hareketin politik ve manevi öncüsü MİB’e yönelik siyasal operasyonlar, gerek öncü işçilerin “terör” demagojisi ile korkutulması metal işçilerinin hareketini etkilese de Türk Metal bürokratları metal işçilerinden ağır tokat yemişlerdi. Sonrasında örgütlülüğün zayıflaması ile onlarca fabrikada yine Türk Metal-patron işbirliği ile işçi kıyımları yaşanmıştı.

Sendikalar işçi sınıfının burjuvaların anayasasına yazdırdıkları tarihsel kazanımlarından biridir. Ancak günümüzde sendikalar, içerisinde türeyen bürokratlar ile sınıf mücadelesini engelleme misyonunu üstlenmiş durumdalar. İşçilerin aidatları ile oluşturulan fonlar rant alanına çevrilmiş, koltuk kavgası öne çıkmıştır. Türk-İş ve Hak-İş konfederasyonları hem patron hem de AKP yanlısı olarak sınıf mücadelesi içerisinde Truva atı rolü üstlenmektedirler. DİSK ise reformizmin batağına saplanmış, sözde demokrat çizgisi ile mücadeleyi sınırlayan bir yerde durmaktadır.

Sendikaları bu bürokratlardan temizlemek ve gerçek birer mücadele aracına dönüştürmek işçi sınıfının bugünkü ilk görevlerinden biridir. Bunu başarabilmenin yegane yolu ise işçilerin söz-yetki-karar hakkına sahip oldukları taban örgütlülüklerine yaslanarak, sendikaları yeniden sınıf sendikacılığı anlayışına kazanmalarıdır. Bu görev ertelendiği müddetçe bürokratların sınıfa dair ihanetleri devam edecek, işten atılmalardan saldırılara kadar her türlü kirli oyun burjuvazinin konumunu güçlendirecektir.